17/7/2009 - Ayn/ Şın/ Kaf
 Ayn “Aynasında suretin"
Ayna sırrını dökerken Feryat eder suret Gümüş bir çığlık asılı kalır Çerçevesinde zamanın Sorguya dönüşür varlığı Ayna masum Yansıttığı ezberi Kendini arar durur Artık her gördüğü yüzüdür Düştüğü efsun kuyusudur Kimse söylemedi suretsizliğini Bu yüzden hiç bilemedi Göremeyeceğini...
Şın
"Işığın efsunu"
Pusulalar birikir Sisli kuzey yıldızı gecelerinde Acemi bir dönüştür Her köşe zamanı. Sarsak bir çocuk gülümsemesinde Kırılır mevsimler. Kuzey ya da güney Yolunu çizeceksin
Parşömen zamanlarından bir atlas Meridyenleri kayıp, Ab-ı güz kuyusu olur. Adanmamışlar pirlerini ararken İnandıklarını bir yana topla. Var ya da yok Kendinde bileceksin
Narçıl sabır taneleri dizdirir Işıksız her gece Dokunduğun hayattır artık Her dileğe bir tane Adağım; yazgımın endamı İlk ya da son Bu baharı sen söyleyeceksin
Kaf "Kadife yazgılar"
Her gidişin bir öyküsü var Yahut kalmanın Biri ceplerine sığdıramadı yüzünü Hiç taşıyamadı Durduğu yerde kalakaldı. Birinin gözleri yüzü kadar Hiç kapatamadı. Birinin ahı kaldı. Öbürü hep kırıldı, Ne yana dönse bin parça Toparlayamadı. Diğeri hiç anlatmadı Döndü kendine sustu. Bir öykü hiç yazılmadı, Başkasına devroldu.
Olsa olsa ten hevesi Şimdilerde aşk diyorlar Kuyum; derdine düştüm Yusuf'un Bir gömleği hayat sanıyorlar Kan kuru, rengi pas Adına beklemek diyorlar.
|